hyundai simge plaza, kdz. ereğli,
25 Haziran 2018 Pazartesi
İLETİŞİM
BİZE ULAŞIN
KÜNYE
Sitene Ekle
Kartvizit Rehber
Mobil Bölüm
Arşiv
2018 Seçim
Ana Sayfa Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Tüm Haberler
SİYASET
AKÇAKOCA
EKONOMİ
GÜNDEM
ASAYİŞ
YAŞAM
SAĞLIK
MEDYA
KÜLTÜR
SPOR
EĞİTİM
SİVİL TOPLUM
 DİĞER
ANA SAYFA  / KÜLTÜR
KERBEROS’UN İZİNDE…
KERBEROS’UN İZİNDE…

KERBEROS’UN İZİNDE…

 08 Mayis 2018 15 : 59 

 Tarihi geçmişi iki bin beş yüz yıla yaklaşan Karadeniz Ereğli—ya da Bizans dönemindeki ismiyle Herakleia Pontika stratejik coğrafi konumu nedeniyle, Batı Karadeniz’e hakim olan her medeniyet tarafından önemli bir kenttir. Hıristiyanlığın doğuşundan bin yıl önce tek bir ana yelkeni, pruvada manevra yapmaya yarayan daha küçük bir yelkenle Fenike gemilerinin her iki tarafta iki katlı ikişer düzine kürekleriyle, Kız Kapısı’nın açıklarında demirlemek üzere yanaştığını düşleyebilirsiniz. Bundan beş yüz yıl sonra daha fazla sayıda kürekleri bulunan, daha fazla yük taşıma amacıyla küpeşteler eklenmiş gemilerin, tehditkar bir edayla açıklarda salındığını da öyle…

Aynı zamanda inançların da ekseninde bulunan bir yerdir burası. Roma Panteonunun ilahları için adaklar sunulmuş, ardından Pax Romana’nın en güçlü olduğu dönemde, ilk Hıristiyanların pagan ritüellerinin yerine kendi inanç pratiklerini koyduğuna şahit olunmuştur. Nasıl coğrafi konumu medeniyetlerin ilgi odakları arasında yer almasına yol açtıysa, her değişim dalgası, beraberinde yeni ruhani kaynaklara dua edenleri de Herakleia Pontika’ya getirmiştir.

Medeniyetlerin kavşak noktası metaforuna, farklı analojiler de eklenebilir. Bu analojilerin en önemlileri arasında Pagan mitolojisinin Kerberos’unun, yine aynı panteonun mensubu, gelmiş geçmiş en büyük mitolojik kahraman tarafından yuvasından çıkarılmasının ardından, bu mekanın Hıristiyanların ibadethanesine dönüşmesi sayılabilir. Kerberos’un Cehennemağzı mağaralarından çıkışı, bir anlamda oranın bir nevi Hıristiyan azizlerinin gönül rahatlığıyla burada ibadet edebileceği kadar arınması anlamında da okunabilir.

MİTOLOJİ İLE TARİHİN KAVŞAK NOKTASINDA…

Bugün, Karadeniz Ereğli’nin merkezi kabul edilen Devrim Bulvarı’ndan iki kilometre kadar batıya giderseniz, İnönü (eski adı kutsal su anlamına gelen Ayazma)Mahallesi sınırları dahilinde, antik Acheron Vadisi’nin şehre yakın ucunda bulunan, güneydoğuya dönük yekpare bir kayanın içinde genelde anasır-ı erbaa tarafından oluşturulan, biraz da insan eliyle biçimlendirilen—bu biçimlendirme çabasının son örneği, Ereğli Belediyesi’nin yaptığı giriş bölümüdür— Cehennemağzı Mağaralarının ağzına varırsınız.

Girişte, turistler için bir danışma bulunan girişi geçince, son derece ilginç taş işçiliği, süs eşyaları, takılar ahşap oymaların sergilendiği imalathane ve bunlara ait stantlardan geçersiniz. Burayı, mağaralara açılan bir antre olarak da görebilirsiniz. Yol kenarlarında soluklanmak için oturabileceğiniz ahşap banklar, gece gezileri için aydınlatma elemanları sıra sıra mağaralara rehberlik eder gelenlere.

Olayın metaforik boyutunu kafamda evirip çevirerek ilçenin en önemli turistik mekanları arasında sayılan Cehennemağzı mağaralarına geldiğimde, aynı zamanda mağaraların sorumluluğunu da üstlenen Mustafa Timur bizi karşılıyor ve kılavuzluk görevini üstleniyor.

BİR DİLEK KUYUSUNA İLK ADAKTA BULUNAN KİŞİ NE İSTER?

Hemen girişten başlayan yekpare kayayı sağımıza alarak, mağaralara doğru yürürken, etraftaki yapılaşma konusunda yapı sektörüne, buna izin veren imar düzenlemelerine sitem etmeden duramıyorum. Bir tarafta kaya duvarın üstündeki ağaçlar, öbür tarafta büyük bölümü yenilerde yapılaştığı anlaşılan, halen de yapılaşmanın devam ettiği gözlenen tepenin arasından Acheron vadisinin bu uç kısmında elli metre yürüyünce ilk mağaraya ulaşıyoruz.

Kilise mağarası adı verilen bu doğal mağara, kayaların yontulmasıyla daha rahat bir kullanıma kavuşturulmuş, özellikle erken dönem Hıristiyanlık izleri ve pagan süslemelerinin birbirine girdiği birçok unsuru bünyesinde barındırıyor.

Mağaranın sağ tarafında bir nişin önünde Aziz Nicholas’ın lahdinin yeri olduğuna dair bir tabela var. Zeminde zaman içinde tahrip olsa da hayli ince geometrik desenler ve bitki motiflerinin bulunduğu mozaiğin kalan kısmı, ortamın geneli hakkında bir fikir vermeye yarıyor. Girişin hemen solunda muhtemelen İsa, Meryem Ana veya Hıristiyan azizlerinin tasvirini koymak için yapılmış daha küçük bir niş—bir nevi mihrap—bulunuyor. Mustafa Timur, hemen arkasındaki başka bir oluşuma dikkat çekiyor:

“Burası dünyanın ilk dilek kuyusudur. En eski dilek kuyusu… Eskiden dilek tutanlar buraya para atarmış, dilekleri gerçekleşmezse geri dönüp paralarını geri alırlarmış.”

“Vaftiz Kurnası olmasın?” diyorum.

“Vaftiz kurnası var zaten” diyerek üç metre ötedeki başka bir taş leğeni işaret ediyor. Bunun üzerine etrafındaki tümsek, yukarıdan damlayan suyun getirdiği kalker tabakasıyla oluşturulmuş gibi görünen daha küçük oyuğa bakıyorum. İçi tornadan çıkmış kadar düzgün gözüküyor. Acaba, yerdeki bir oyuğun üstüne metal bir kap konulup, daha sonra bu kabın zamanın aşındırıcı etkisine maruz kalması sonucu geride böyle bir şey kalmış olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum. Dünyanın ilk dilek kuyusuna ilk bakır sikkeyi atan kişi acaba ne dilemiştir diye geliyor akla… Mustafa Timur duvardaki delikleri gösteriyor: “Bunlar da asaları takmak için yapılmış delikler” diyerek duvardaki delikleri gösteriyor.

Mağaranın girişin tam karşısında yine vaftiz kurnasına benzeyen bir taş daha var. “Ya bu” diyorum.

Timur “Bunu biz getirdik, buraya ait değil” diyor. Duvarlarda dizili süslere bakıldığında, mekan erken dönem Hıristiyanlarını neredeyse mutlak olarak akla getirse de mermer işçiliği ile Roma döneminin bağlantılı olduğu açıkça görülebiliyor.

Kilise Mağarası’nın koruma amacıyla parmaklıklarla kapatılmış girişinden yeniden gün ışığına çıkıyoruz.

KERBEROS UYURKEN…

Gerçekten yaşamış olsaydı, Herkül’ün de en baştan beri Timur ile yürüdüğümüz yolu izleyeceğine şüphe yok. Ve eğer bu yürüyüşü Kerberos’u yakalamak için gelen Herkül ile birlikte yapmış olsaydık, daha Hıristiyanlığın kuruluşundan çok ama çok eski bir zamanda, duvara paralel olarak doğal dokuya uygun şekilde inşa edilmiş ahşap merdivenlerden Cehennemağzı Mağarası adını taşıyan ikinci mağaraya doğru tırmanırken, Üç başlı canavar köpek Kerberos içeride uyuyor olacaktı.

Muhayyile, üç başından soldakini sol ayağına koymuş, ortadaki ve sağdaki kafa nemli zemine uzanmış, üç çift burun deliği uyumlu şekilde soluk alıp verirken, nemli, fena halde köpek tüyü ve leş kokan postu altındaki koca göğsün, akciğerlerin genişleyip daralması ile ahenk içinde kalkıp indiğini, kafalardan birinin uyurken hafifçe horladığını, zemindeki nemden ağırlaşan kuyruğunun hafifçe sallandığını hayal etmeye zorluyor insanı… Ne kadar iri ve güçlü olsa da Herkül’ün yakalayıp zorla sürükleyebildiği olgusu, bu köpeğin en azından iri yarı bir insandan daha hafif olması gerektiğine, Orpheus, Hermes, Aineias ve Psykhe tarafından uyutularak dört kez atlatıldığına göre, fazla da akıllı olmadığı sonucuna götürüyor doğal olarak

Yekpare taş cepheden on metre kadar çıktıktan sonra dar bir girişe yerleştirilmiş merdivenden iniyoruz. İnerken Mustafa Timur fotoğrafçılık işinin birazını üstleniyor. İniş klostrofobik bir duygu veriyor, bölgenin binlerce yıl önceki Romalı sakinleri, bu atmosfer nedeniyle bu yolun sonunda korkulacak bir şey—mitolojik bir tehdit—bulunduğuna kolaylıkla inanmıştır muhtemelen. Sonra birden dar giriş ayaklarınızın altında genişliyor ve hayret verici bir topoğrafik oluşum ve bu oluşum üzerinde insan emeğinin sonuçlarını gözler önüne seren bir panorama seriliyor gözlerimizin önüne. Burası aslında yekpare kaya içinden tepenin içlerine bir kilometreden fazla gidiyormuş ama yaklaşık altmış sene önce bir kaya yolu kapattığından, bugün üç yüz elli metrelik bir mesafe gidilebiliyor. Acaba Kerberos o kapanan kısımda mı uyuyordu?

Bu mağaranın büyük bölümü, insan elinden çıkmış ve eski dönem Roma sarnıçları şeklinde düzenlenmiş. Sarnıcın havuz bölümünün etrafındaki aydınlatma elemanları sayesinde mekanın huşu uyandıran genişliğini tam olarak algılamak mümkün olabiliyor. Duvarlardan sızan su, aynı zamanda muhtemelen kalkerden oluşan düzenli girintiler oluşturmuş. İlk bakışta çamur izlenimi veriyor, duvarların her tarafını ıslatan sızıntıların, elektrik lambalarının ışığında parlaması nedeniyle arttırılan bir etki bu. Öyle ki dokunana kadar tüm duvarların granit kadar sert kayalardan oluştuğuna inanmak zor geliyor. Tavandan, su damlalarının asırlar boyu sabit bir hızla akışının oluşturduğu minik sarkıtların da öyle…

Fantastik çıkarsamalar doluşuyor insanın aklına. Mitoloji bir nevi masalsı, hayali varlıkları öykülendiriyor ama gerçekten üç başlı köpek, babası bir tanrı, annesi insan olan varlıklar var olsaydı, buranın insan eliyle biçimlendirilmesinin ancak Herkül’ün bu huysuz ve aptal canavarı buradan çıkardıktan sonra gerçekleştiğini düşünmek mantıklı olurdu. Zira yamyam bir canavarın bulunduğu bir mağarada çalışan taş ustaları imgesi, insanın havsalasını zorluyor gerçekten!

Aynı dar yoldan dolana dolana yeniden gün yüzüne çıkıyoruz. Yeniden aydınlığa çıkmanın ferahlatıcı duygusu… Karanlık-Aydınlık; Ölüm-Yaşam analojisi… Acaba Zeus’un oğlu da aynı duyguyu yaşamış olabilir mi?

AYAZMA MAĞARASI…

Üçüncü ve son mağaranın girişinde “Ayazma Mağarası” tabelası bulunuyor. Kılavuzumuz Mustafa Timur’a soruyorum: “Ayazma da ne demek oluyor?”

“Kutsal su demek,” cevabını veriyor Timur.

İlk anda Türkçe “Soğuk” anlamına gelen “Ayaz” ve su anlamına gelen “Ma” isimleri kullanılarak türetilmiş bir bileşik isim olduğunu düşünmüştüm oysa. Zira taştan sızan su hayli soğuk. Yine de Rumca “Hagi-Asma” sözcüklerinden türediğine dair teori meseleyi inceledikçe daha akla yakın gözüküyor. Gerçekten de Rum Ortodoksların mübarek yerler olarak kabul ettikleri su kaynaklarına verilen isimmiş. Trabzon Akçaabat’ta Gökçekaya’da Ayazma denilen yere bugün bile insanların bir şeyler dilemeye gitmesi, bu sulara birtakım kutsal güçler atfeden nazariyeyi destekliyor.

Burada da bir sarnıç yapısı var. Mağara büyük, burada vaktiyle birçok etkinlik düzenlenmesine imkan tanıyacak geniş, düz bir zemini var. Mağara tavanının çapa veya el baltası ile tesviye edilmesini bir yana bırakırsanız, doğal bir mağara burası. Mağaranın batısındaki büyük gölet, buranın da sarnıç görevi yapmış olduğuna kanaat getirmenizi kolaylaştırıyor.

MİTOLOJİ NASIL OKUNUR?

Üç mağara arasında sohbetler devam ediyor. Timur, “Acheron Vadisi buradan başlayıp dere boyunca dört beş kilometre daha dere boyunu izleyerek giden, sonra denizle birleşen vadinin adıdır” diyor. Ve ekliyor: “Burası Kerberos’un evi değil, Karanlık ve ölüm tanrısı Hades’in meskeniydi” diyerek ekliyor. Acaba pagan tanrısının köpeğinin gün yüzüne—aydınlık/yaşam analojisi—çıkarılması ile ilgili metafor, ilk Hıristiyanlar tarafından bölgenin kutsal bir mekana dönüştürülmesi süreci ile ilgili olabilir mi? Homeros İlyada’da bahsettiğine göre, bu inanış İsa’nın doğumundan yüzlerce yıl önce daha vardı. Acaba zaten var olan bir inanış üzerinden kendilerine bir “Arınmış/Vaftiz edilmiş” mekan edinme fırsatını mı değerlendirdiler?

Merhum Profesör Doktor Ali Osman Özcan, bir yazısında “Kerberos bu mekanda kutsal olanı ifade etmektedir. Herkül, mağaraya inip bu köpeği yakaladıktan sonra Yunanistan’daki Trozen şehrine götürür. Kutsal Köpeğin Ereğli’den çıkarılması, bu bölgenin kutsallıktan kutsal dışı bir mekana dönüştürüldüğünün göstergesidir. Çünkü kutsal olan yabancının eline geçince, kutsal dışı mekan ortaya çıkar” diyor.

Belki her iki yaklaşımı da doğru kabul etmek gerekir. İlk Hıristiyanlar Kilise Mağarası’nda toplanmaya başladığında—ki gizli, Roma Devleti tarafından takibi yapılan toplantılardı bunlar—Roma Panteonu burayı çoktan terk etmiş, kutsiyet izafe edilmekten vazgeçilmişti. Kerberos, burada muhtemelen Pagan Roma inancının tek tanrılı inanışlar karşısında teslim olmasının bir sembolü olarak değerlendirilebilir. Herkül 12. En zorlu görevinde, pagan inanışının, pagan tanrısının koruyucusu olan canavarı zorla Atina’ya götürmüş, Roma Panteonu da onunla birlikte gitmiş, nihayet yeni bir dünyanın öncülleri rolünü üstlenen bir inanca bırakmıştır yerini.

EFSANE VE TARİH ARASINDAKİ KÖR NOKTA…

Mitoloji ve gerçeklik, efsaneler ve tarih arasında ne olduğunu izah etmek mümkün olmayan kör bir nokta vardır. Bu kör noktanın gerisinden bazı isimler ve bulanık, anlık görüntüler ve gerçek dünyayla örtüşmeyen bazı anlatı kırıntıları dışında bir şey kalmamıştır modern çağlara… Bu nedenle mitoloji ve efsaneler gizemliyken, gerçeklik ve tarih sıradandır. Mitolojik mekanları insanlar için görülesi kılan bu gizemli atmosferdir.

Fakat Karadeniz Ereğlisi gibi bir sanayi kentinde, turizm anlamında değerler bulunduğunu anlatmak veya bunun için bir altyapı geliştirmek kolay değildir. Cehennemağzı mağaralarında bu amaçla girişteki nostaljik atmosferin yanı sıra, müstecirin işlettiği lokanta, kafe gibi yerler, hatta ilçenin-hatta vilayetin en büyük amfitiyatrosu var. Bu amfitiyatro, uzun yıllar süren yapım çalışmalarının ardından, daha herhangi bir etkinlik düzenlenmeden çürümeye terk edilmiş halde. Ahşap kısımların verniği güneş ve soğuktan solmuş, çürümeye başlamış, basamakların bazı bölümleri sökülmüş.

Amfitiyatrolar, tıpkı Cehennemağzı mağaralarının gizem ve gerçeklik karşıtlığının mekanı olduğu gibi, geçmişi bugünün mimarisiyle buluşturmanın sembolüdür. Cehennemağzı mağaralarını turistlerin görmek isteyeceği tanıtımı sağlamanın yollarından bir kısmı bu amfitiyatrodan geçmesine rağmen, ne hikmetse bugüne kadar buradan yararlanmak kimsenin aklına gelmemiş gibi...

Sophokles’in Antigone’sinden, Aiskhylos ve Euripides’in trajedilerinden tiradlar eşliğinde, fonda görülen Ayazma Mağarası girişi göze farklı görünmez miydi acaba?

Haber : H Aksakal
Bu Haber 655 defa okundu
 
Anahtar Kelimeler :KERBEROSUN İZİNDE, Ereğli, Zonguldak, değişim, haber,

YORUMUNUZ
YORUM EKLE

 Yorumlar ( 0 )

Henüz bir yorum yapılmamış

DİĞER BAŞLIKLAR
Çiçeği burnunda Çocuk Korosu ilk konserini verdi…
BKM Çocuk Tiyatro'sundan muhteşem performans...
KERBEROS’UN İZİNDE…
nabb butik – moda evi hizmetinizde
“Turizm platformu kurulmalı!”
Ayakta alkışlandılar!..
Düğün salonundan şampiyonluğa…
Sinema filmi yapılacak
GÜNÜN SÖZÜ
Muahakkak Allah indinde din islam'dır.

( Al-i imran Süresi Ayet 19 )
NÖBETÇİ ECZANE
25 - 06-2018
BAĞLIK ECZANESİ
TEL : 316 34 68
Bağlık Mh. Erdemir Cd. Eser Sk. No: 1 Bağlık karakolu yanı
Kdz.Ereğli / Zonguldak

DEVA ECZANESİ
TEL : 316 34 76
Hastane yanı
Kdz.Ereğli / Zonguldak

 Nöbetçi Eczaneler
 
İSTATİSTİK
  İstatistik
  Dün : 45464
  Bugün : 40981
  Toplam: 82042803
   Şuan Çevirimiçi:

 279 konuk,

 
YORUMLAR
En son yorumlanan haberler
» Tatlı Ailesinin acı günü...
» Zonguldak’ı onlar temsil edecekler!
» “Ereğli şahlanacak, ülkemiz şahlanacak..."
» 4’ü çocuk toplam 8 yaralı var… Video lu Haber
» Başkan Uysal, Çalışmaları Balı ve Kestaneci'de Noktaladı...
» “Çözeceğiz…”
» Eğitim Fakültesi’nin gurur günü!
» SP Adayları Ereğli’de basınla buluştu...
» AK Parti’den “Kaynaşma ve Dayanışma” kahvaltısı...
» Fındığa alternatif süs bitkisi...
 
SÜPER LİG PUAN DURUMU
ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN BU HAFTA BU AY

Hakkımızda
Yönetim Anlayışımız
Ortaklık Yapımız
Yönetim Kurulumuz
Tarihçemiz
Grubu Tanıyalım
Grup Firmaları
sanalbasin.com üyesidir

 

 

Sosyal ağlarda bizi takip edin.
İnternet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Değişim Medya'ya aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
Tel : 0 372 322 27 30
0 372 322 27 31
0 372 322 27 32
Faks : 0 372 322 27 33
E-posta: info@degisimmedya.com